5.5.11
Bayrak İlk Ne Zaman Kullanıldı?
bayrağın hangi devirde, hangi millet tarafından ilk defa kullanıldığına dair kesin bir tarih gösterilemiyor.çeşitli kaynaklar ilk bayrağın yahudiler, ıranlılar, mısırlılar ve çinliler tarafindan kullanılmış olması ihtimalini ileri sürmektedir.fakat hicretten 2813 yıl önce mısırlıların kullandiğına dair kesin kayıtlar vardır.ıskenderin dara ile olan savaslarinda da uzun gönderler üzerine büyük bayraklar bağladığıda bilinmektedir.
şekline ve anlamına gelince; bir millet veya cemiyetin sembolü olarak kullanılan dört köşe düz yada çesitli renkler taşıyan, bazılarında özel işaretler ve resimler bulunan bir bezdir.önemi olan resmi bayraklarla, askeri kitalarda kullanılanlarla ve gemilerin arka taraflarina çekilen bayraklara sancak denilir.
bayrak kelimesinin aslı, mızrak anlamına gelen batrak sözünden gelmektedir.zamanla t harfi düşmüş yerini y harfi almıştır.eski türkler savaşlarda mızraklarının ucuna kırmızı bir ipek kumaş parçası takarlardı bunlara kutaş denirdi, mızraklara kumas yerine yaban öküzü kuyrugu takarlardı ki bunlara da yak denirdi.
çesitli türk topluluklari arasindaki bu deyimler daha sonradan selçuk ve osmanli türkleri arasinda bayraklarin biçimlerine göre ayri ayri adlar almistir.at kuyrugundan olanlar tug, kumastan olanlar bayrak, ince uzun olanlara yalav bayraklarin tepesine takilan kuyruklara perçem veya beçkem, alemlerede tanuk denilmistir.
Bayrak kelimesi nerden türemiştir
bayrak farsça saç, yele, kıl, perçem anlamına gelen beyrak sözcüğünden türemiştir.
ikinci versiyon ise şöyledir. eski türkçe'de batırmak'tan batrak tan kaynaklanıyor. eskiden kargıların ucuna takılan bayrak kıldan örülürdü, türklerde buna tuğ denirdi. bayrak'la saç, kıl, arasındaki bağlantı da bayrak'ın kıldan örülmesi nedeniyledir.
ikinci versiyon ise şöyledir. eski türkçe'de batırmak'tan batrak tan kaynaklanıyor. eskiden kargıların ucuna takılan bayrak kıldan örülürdü, türklerde buna tuğ denirdi. bayrak'la saç, kıl, arasındaki bağlantı da bayrak'ın kıldan örülmesi nedeniyledir.
Bayrak Ve Faşizm
kahramanlıkları, destanları, güzellikleri, savaşa canıyla başıyla katılan anaları-evlatları anımsattığı kadar...
tecavüzleri, katliamları, kan dökmeleri, cinayetleri, hırsızlıkları, nice nice dümenleri ve daha neleri de anımsatan -anımsatması gereken- semboldür.
faşist, liberal, komünist, kökten-dinci falan filan diye üleştirerek tanım yapma faşizanlığından ırak durarak konuşuyorum; bayrak bir ulusun en değerli, en müessir yanının sembolize edilişidir ve bu da günümüz global dünyasında "para"dır azizim. ister he de ister cık, bu böyle... o yüzden kalkıp -hâla, "al bayraam can bayraaam, seni ben nerelere koyam, atem tutem, kaskavuram! ühü!" kabilinden beyanatları onun bunun ağzına, gözüne fışkırtmak içi boş, dışı frapan, tamamı anlamsız hâle gelmiştir...
atalarla, geleneklerle, göreneklerle, töreyle möreyle, ta sekizinci yüzyılda bahsi geçmiş efsanevî öğelerle övünmenin nasıl bir tatmin sağladığı galiba aşikâr... gayet hayvanî, gayet kaba, gayet ilkel bir tatmin... bu doyma sürecinin sonucu, küstah ve meymenetsiz doğurgusu, farklı etnik kökenlere sahip gruplara küfredip sağa sola bayrak asarak vatani vazifesini ifa ettiğini sanan insanlarla dolup taşıyor olmaktır çünkü; öyle olmasaydı daha farklı insanlar nicel baskınlığı yakalamış olurlardı...
böyle deyince herkes facia denecek raddede dolduruşa geliyor, "vatanı sevmek suç mu lan! vurun arkadaşlar, buyurun..." tarzında yakarışlarla feryat figan edip ortalığı ateşe vermeye kalkışıyorlar... ama, yok ama'sı yok dostum, kalkıp bu tip insanlar için "yok arkadaşım, bak ben onu demek istemiyorum, şu şöyle, bu da böyle, anladın di' mi..." türünden lakırdılarla ortamı iyice kalabalıklaştırmayacağım. bir klişeyle geçiştirmek istiyorum: anlayan anlar...
şöyle ve böyle işte... her neyse... küçüklerinizi sevin, büyüklerinizi sayın, kendinizi koruyun.
tecavüzleri, katliamları, kan dökmeleri, cinayetleri, hırsızlıkları, nice nice dümenleri ve daha neleri de anımsatan -anımsatması gereken- semboldür.
faşist, liberal, komünist, kökten-dinci falan filan diye üleştirerek tanım yapma faşizanlığından ırak durarak konuşuyorum; bayrak bir ulusun en değerli, en müessir yanının sembolize edilişidir ve bu da günümüz global dünyasında "para"dır azizim. ister he de ister cık, bu böyle... o yüzden kalkıp -hâla, "al bayraam can bayraaam, seni ben nerelere koyam, atem tutem, kaskavuram! ühü!" kabilinden beyanatları onun bunun ağzına, gözüne fışkırtmak içi boş, dışı frapan, tamamı anlamsız hâle gelmiştir...
atalarla, geleneklerle, göreneklerle, töreyle möreyle, ta sekizinci yüzyılda bahsi geçmiş efsanevî öğelerle övünmenin nasıl bir tatmin sağladığı galiba aşikâr... gayet hayvanî, gayet kaba, gayet ilkel bir tatmin... bu doyma sürecinin sonucu, küstah ve meymenetsiz doğurgusu, farklı etnik kökenlere sahip gruplara küfredip sağa sola bayrak asarak vatani vazifesini ifa ettiğini sanan insanlarla dolup taşıyor olmaktır çünkü; öyle olmasaydı daha farklı insanlar nicel baskınlığı yakalamış olurlardı...
böyle deyince herkes facia denecek raddede dolduruşa geliyor, "vatanı sevmek suç mu lan! vurun arkadaşlar, buyurun..." tarzında yakarışlarla feryat figan edip ortalığı ateşe vermeye kalkışıyorlar... ama, yok ama'sı yok dostum, kalkıp bu tip insanlar için "yok arkadaşım, bak ben onu demek istemiyorum, şu şöyle, bu da böyle, anladın di' mi..." türünden lakırdılarla ortamı iyice kalabalıklaştırmayacağım. bir klişeyle geçiştirmek istiyorum: anlayan anlar...
şöyle ve böyle işte... her neyse... küçüklerinizi sevin, büyüklerinizi sayın, kendinizi koruyun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)